Sohbet odaları diye bir şey vardı, hatırlıyor musun? Ya da belki hiç denk gelmedin ama bir şekilde kulağına çalınmıştır. İnternetin o biraz daha “samimi” olduğu zamanlardan kalma bir alışkanlık gibi geliyor bana. Şimdi her şey daha hızlı, daha parlak ama nedense daha mesafeli. O zamanlar öyle değildi.
Ben ilk girdiğimde ne yaptığımı pek bilmiyordum açıkçası. Bir nick seçiyorsun, yani kendine bir takma isim alıyorsun, sonra bir odaya giriyorsun. O kadar. Ama işin aslı şu ki, o basit görünen şeyin içinde garip bir büyü vardı. Kimse seni gerçekten tanımıyordu ama yine de saatlerce konuşabiliyordun. Garip değil mi?
Düşünsene, karşındaki kişinin kim olduğunu bilmiyorsun. Yaşını, nerede yaşadığını, hatta bazen gerçekten söylediği kişi olup olmadığını bile bilmiyorsun. Ama yine de ona bir şeyler anlatıyorsun. Belki gününün nasıl geçtiğini, belki canını sıkan bir şeyi. Benim de başıma geldi, hiç tanımadığım birine içimi döktüğümü hatırlıyorum. Gerçek hayatta söyleyemeyeceğim şeyleri yazmıştım. Neden böyle oluyor sence?
Biraz da o anonimlik meselesi yüzünden galiba. Anonimlik yani kimliğinin belli olmaması. Bu da insana tuhaf bir özgürlük veriyor. Yani şöyle düşün, sokakta yürürken tanımadığın birine gidip “bugün çok kötüyüm” der misin? Büyük ihtimalle demezsin. Ama bir sohbet odasında yazmak çok daha kolay geliyor. Sanki görünmezsin gibi.
Tabii her şey toz pembe değildi. Bazen garip insanlar da oluyordu, hatta rahatsız edici tipler. Ama yine de o ortamın kendine has bir sıcaklığı vardı. İnsanlar selam verirdi mesela, şimdi bile hatırlıyorum. “Selam millet” yazan birini görünce içimden “bak biri geldi” diye geçirirdim. Şimdi sosyal medyada biri bir şey yazıyor ama aynı his yok. Daha kalabalık ama daha yalnız gibi.
Bir de o bekleme hali vardı. Mesaj yazıyorsun, cevap gelmesini bekliyorsun. O küçük gecikme bile konuşmayı daha gerçek kılıyordu. Şimdi her şey anlık, ama belki de bu yüzden değersizleşti biraz. Anlattığımı anlıyor musun?
Şimdi bakıyorum da sohbet odaları neredeyse yok oldu ya da en azından eski haliyle yok. Yerini başka şeyler aldı. Daha hızlı, daha görsel, daha “modern”. Ama o eski odaların verdiği hissi tam olarak veren bir şey var mı, emin değilim. Belki de mesele teknoloji değil, o zamanın ruhuydu. Ya da biz daha farklıydık, kim bilir.
